bir öykü yazalım mı ? ” vakit tamam ” 5

6

bugünün cumartesi günü olması şerefiyle hikaye paylaşımını gece saatlerine bıraktım, şu kadarcık keyfimiz olmasın mı yani? nedir bu mesaj yağmuru he nedir yani? ( mesaj falan yok ) pek sevgili okuyucular bugün yazdığım hikayenin karamuhsinoğlu hikayesinin son bölümünü yazacağım, okuyan gözlerinize sağlık diyorum teşekkür ediyorum ve başlıyorum.

kahvehane’den çıktığım gibi çeşitli işlerim için yer yer kullandığım şehrin dışında sayılabilecek terk edilmiş bir fabrikaya gittim. buraya gitmemin bir sebebi vardı, beni götüren bir neden, beni bekleyen biri vardı. 2 saat evvel remzi’nin kahvehanesini herkesin içinde taratmış bütün itibarını yerle bir etmiş asıl maksadıma kavuşmuştum. ve madem yıllar önceki gibi teke tek mertçe dövüşmek yoktu o halde bana da babamın intikamı ve namı için yapacağım herşey mübahtı. 
henüz kendimi göstermemiştim, terkedilmiş fabrikaya gittiğimde remzi bir sandalyeye oturtulmuş, neler döndüğünü anlamaya çalışıyordu. 2 saat önce kahvehanesinin basılması, şimdi terkedilmiş bir fabrikada sandalyeye oturtulmuştu ve yanlış birşey yapmaya kalkarsa bırakın yanlış birşey yapmaya kalkmasını hareket bile etmeye kalkarsa ensesinde hissettiği silahın namlusu içindeki tüm nefreti haykırmaya ve cehennemin ateşini olağanca gücüyle hissettirmeye hazırdı. kimdi? koskoca remziyi 2 saat içinde bitirebilecek kadar kudretli olan aklındaki tek soru buydu. 
bir planım var demiştim. kahvehanede olay çıkarması için birini ayarlamıştım, çünkü remzinin itibarı yerle bir olurken onun yakınlarında olmak gözlerinin içine bakabilmek istemiştim. bunun için bana güvenmesi şarttı, çünkü yalnızca birgün sonra kahvehane’de taş taş üzerinde bırakmayacaktım. evet, kahvehane baskını da benim işimdi. çünkü remzi’nin aceleyle oradan çıkmasını ve telaşından dikkatinin çok fazla dağılmasını istemiştim. remzi’nin şoförünün kim olduğunu çoktan öğrenmiş, ailesinden kim varsa hepsinin seceresini çıkartmıştım. şoföre bir miktar para ve aile’sinin yaşayacağına dair garanti gibi oldukça makul bir teklif sunduğum için hemen istediklerimi yapacağını söylemişti. şoföre remzi arabaya bindiği zaman onu uyutması için verdiğim iğneyi vucüdunun neresi olursa olsun enjekte etmesini ve verdiğim adrese getirmesini istedim. tereyağından kıl çekmek şuan remzinin burada oturmasını sağlamaktan daha zordu. 
içeriye ilk adım attığımda remzi çıldırmış şekilde kimsin sen diye bağırıyordu. bu aslında bir sorudan çok şaşkınlığını ve korkusunu açığa vuran bir cevaptı. kimsin sen, beni bu hale koyabilecek kadar büyük? beni gördüğünde gözbebekleri büyüdü, şaşırmış bir şekilde 
– kudret, sen kudretsin. diyebildi
+ evet benim ama bana kimse kudret demez, karamuhsinoğlu derler.
– seni bir daha göreceğimi düşünmemiştim hiç anlıyorum vakit benim için doldu o halde bulmuşken seni bilmediğin şeyleri anlatmama izin ver. muhsini neden öldürttüğümü bilmeye hakkın var. 
+ anlat remzi bugünün gelmesini çok bekledim söyleyeceğin son bir kaç cümleyi dinleyebilirim.
– neresinden başlayayım, nasıl anlatayım bilmiyorum. muhsinle çocukluğumuzdan muhsin ölene kadar dosttuk, kankardeşiydik hatta çocukken bileklerimizi kesip kanlarımızı karıştırmıştık. yaptığımız herşeyi birlikte yaptık, ekmeğimizi bölüştük, varlığımızı, yokluğumuzu, hayatımızı bölüştük birbirimizden hiç şüphe duymadık, sırtımızı birbirimize yaslar dağ bilirdik. taa ki aynı kadına aşık olana kadar muhsin benden önce davranmış anne’nin ailesiyle konuşmuş onları ikna etmiş babası da kızını muhsin’e vermişti. bizim zamanımızda baba ne derse odur kızlar itiraz etmezdi. fakat bende o kadını seviyordum, oda beni. hep kendime engel olmaya çalıştım fakat aşk bu birden sonra kalbim aklımın hakimiyetini yendi. ve annenle gizli saklı beraber oluyor yasak aşk yaşıyorduk. bu birliktelikler yetmemeye başladı bi yerden sonra insan işte azla yetinmek doğamızda yok. artık canıma tak ettiği günlerdi muhsin’in ölmesi benim ona kavuşmam anlamına geliyordu. aklımı yitirmiş gibiydim. muhsin’i öldürttüm ama annene muhsin’i öldürttüğümü artık aramızda engel kalmadığını söylediğimde, bu şekilde olamayacağını ikimizin kavuşması için sevmese bile muhsin’in kötü biri olmadığını böyle bir ölümü haketmediğini söyledi. istemedi ve ilerleyen günlerde şehri terketti hiç bir yerde bulamadım onu. sen annen ile benim aşkımızın ilk meyvesiydin!
+ ne? ne diyosun sen?
– evet doğru duydun. nasıl söylebilirdik muhsin hayattayken, bu hepinizin ölümü olurdu.
+ sana bişey diyeyim mi remzi? normalde ölmek üzere olan insanların doğruyu anlatıp bir çeşit arınma yaşadığına inanırım. ve söyledikleri şeye güvenirim bugüne kadar bunda hiç yanılmadım. fakat sen biraz fazla uçuyorsun, hoş gerçekleri söylesen bile bu yaşıma kadar babasız yaşamışım, bundan sonra neyime gerek der ve seni yine öldürürüm.
yeni bir cümle kurmasına izin vermeden silahımı çekip öldürdüm onu. söyledikleri şeyler kafamı kurcaladı ama gerçek olması umrumda bile değildi. 

– S O N –

6 YORUMLAR

  1. İntikam bürüdümü bir kere düşüncelerini önüne geleni yerle yeksan etmek ister insan. İşte tamda bu yüzden Kudret öz babasını bile harcamaktan bir an bile tereddüt etmemelidir.!

  2. kudret zaten yaşadığı hayatın tamamını başkasını baba bilerek yaşadı, onunda büyük bölümünü babasız yaşadı. o yüzden bu saatten sonra bir baba kavramı ona çok yabancıydı varlığını bilmediği bir sevgiyi hissetmiyordu tamamen silinmişti o duygu. ve inanmadı da remzi’ye. remzi’nin söyledikleri doğru olsa bile kudret kendi devrini tehlikeye atamazdı. kimseye pay veremezdi, babasına bile.

CEVAP VER